Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İNGİLTERE'DEN MODERN CAZ: GOGO PENGUIN RÖPORTAJI

Modern cazın Manchester'lı temsilcileri GoGo Penguin; Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında 30 Mart Çarşamba akşamı Babylon sahnesinde olacak. Geçtiğimiz sene içerisinde Blue Note Records plak şirketi ile anlaşma imzalayan ve Şubat ayı içerisinde son albümlerini yayımlayan caz üçlüsünün kontrbasçısı Nick Blacka ile İstanbul konserleri öncesi sohbet ettik. İlk albüm Fanfares'in üzerinden 4 sene geçti. Uzun süredir birbirinizi tanıdığınızı biliyoruz ama birlikte müzik yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Grubun adının hikayesi nedir? Grup sadece birlikte müzik yapmak için bir araya geldi. Hatta ilk başlarda canlı performanslar sergileme gibi bir niyetimiz bile yoktu. Sadece fikirlerimizi paylaşmak ve şarkı yazmak istiyorduk. Grubun adıysa tam bir son dakika kararı aslında. Manchester'daki bir barda konser organiasyonları yapan bir arkadaşımız, birlikte provalar yaptığımızı biliyordu. Bir gün sahne alacak gruplardan birinde aksilik çıkınca, son dakikada bizim gidip ...

PAPOOZ - ANN WANTS TO DANCE

Bir Pazar dinlencesi olarak Fransız ikili Papooz'u takdimimdir. Armand Penicaut ve Ulysse Cottin'den oluşan grup, geçtiğimiz sene içerisinde iki şarkıdan oluşan bir albüm yayınladılar. Yunanistan sahillerinde, Soko tarafından çekilen -ve Soko'nun da ilk yönetmenlik deneyimi olan- neşeli video klip şarkıları "Ann Wants to Dance" ile günü kurtaralım.

İZLANDA'DAN YÜKSELEN SESLER: ÓLÖF ARNALDS RÖPORTAJI

İzlanda, yetiştirdiği büyülü seslerle kalplerimize dokunmaya devam ediyor. Björk, Stórsveit Nix Noltes, Mugison, Slowblow ve Skúli Sverrisson gibi isimlerle bir çok işbirliğine imza atan müzisyen Ólöf Arnalds, 6 Nisan akşamı Babylon sahnesinde berrak sesiyle, baharı huzurla karşılamamızı sağlayacak. ( click here  to read this article in English) Ólöf ile İstanbul konseri öncesi, müzikal kariyeri ve gelecek planları hakkında konuştuk. 2000'li yılların başından beri İzlanda'da müzik yaptığını biliyoruz. Solo kariyerine başlamadan önce 5 yıl boyunca da Mum'un turne ekibindeydin. Bu hikaye nasıl başladı? Çocuk yaşlarda keman çalmayı ve klasik müzik söylemeyi öğrendim. Gençlik yıllarımda kendime gitar çalmayı ve şarkı sözü yazmayı öğrettim. Ama kendi kendi şarkılarımla ortaya çıkmak için çok utangaçtım. İzlanda'yı çok seviyoruz çünkü Björk, Mum, Bang Gang ve Sigur Ros gibi çok iyi isimlerin çıkış noktası. Orada müzik yapmak nasıl bir his? Başka hiç b...

AN INTERVIEW: ÓLÖF ARNALDS

Iceland is an incredible country which always makes us happy with its musical scope. Ólöf Arnalds, who cooperated with bands and artists such as Björk, Stórsveit Nix Noltes, Mugison, Slowblow and Skúli Sverrisson, is one of the latest talents of Iceland and she really knows how to beat our hearts with her unique kind of music. We had an interview, just before her upcoming Istanbul concert at Babylon. (Röportajı Türkçe okumak için  buraya  tıklayın) Enjoy! We know that you are making music in Iceland since early 2000's and were a touring member of Mum for five years before your solo career. Can yoı please tell us how did this story begin? I learned violin and classical singing as a child and a teenager. In my teens I started teaching myself guitar and writing songs. I think that I was too shy to come out with my own songs until much later.  We love Iceland, cause there are so many excellent musicians from your country such as Bjork, Mum, Bang Gang...

GRİ ODA - DÜNYAYI TAŞIYOR OMUZLARIM

Yaşı tutanlar bilirler..90'lı yıllar Türkçe sözlü rock müziğinin adeta altın yıllarıydı..Özellikle Bursa ve İstanbul Kadıköy'den çok iyi gruplar çıkıyor, sert albümlere imza atıyorlardı. O zamanlar Eko TV'de Güven Erkin Erkal'dan kliplerini izler, fanzinlerden okurduk grupları. Kasetlerini bulabilirsek ne ala.. Acil Servis, Kramp, Whisky, Objektif, Nekropsi, Ünlü gibi gruplar bu yıllarda şahane işlere imza attılar..Halen bu grupların bir çok şarkısı Türkçe Rock baladları arasında sayılır. Aslında aynı yıllar Türk Pop müziğinin de parlak yıllarıydı ve tabii ki popüler müzik her tarafımızı sarmaya başlamıştı. Sonrasında hard rock anlamında çok az grup sesini duyurur oldu, eski rock'çılar da müziklerini ya arabeskle harmanlandılar, ya da indie pop'a doğru yöneldiler.Tabii 2000'lerde Ankara'dan Metropolis, Çilekeş ve Manga gibi gruplardan albümler geldi ama bu türde yollarına devam edemediler ya da etmeyi tercih etmediler. İşte geçtiğimiz günler...

BİR RÖPORTAJ: THE DEARS

Müzikal geçmişlerinde 20 yılı geride bıraktılar. Yaptıkları şarkılarla kulaklarda biraz The Smiths ve biraz Serge Gainsbourg tadı bıraktılar. Romantizmi 22 yaşında öldürdüler. Kanadalı indie rock grubu The Dears, 30 Mart'ta bir kez daha İstanbul'da. Salon konserleri öncesi grubun en eski üyelerinden Natalia Yanchak ile sohbet ettik: (You can read this article in English by clicking  here ) The Dears, 20 yıldan fazla süredir müzik yapıyor. Bu zaman içerisinde müziğiniz nasıl bir değişim geçirdi? The Dears'ın müziği sürekli bir gelişim içinde. Dünyadan ilham alıyor, çevremizdeki insanlar ve olaylardan etkileniyor; çünkü sanat böyle bir şeydir, kültürün zenginleştirilme si ve yorumlanması gerekir. Bu durum The Dears için her zaman aynı oldu. Sadece dünya değişti. Müziğimiz kesinlikle hiç bir şekilde popüler değil, aslında tam tersi için çabalıyoruz: zamanın belirli bir anında, zamansız bir müzik yapmaya uğraşıyoruz. Quebec, Montreal'de müzik yapmak nasıl...

TIMELESS MUSIC ABOUT A MOMENT IN TIME: THE DEARS INTERVIEW

Canadian indie rock band The Dears will perform at Salon on 30th of March and i had a chance to make an interview with one of the oldiest member of the band; Natalia Yanchak. (Röportajı Türkçe okumak için  tıklayınız ) Enjoy! It's been 20 years since the band is formed. Can you tell anything about how your music inverted on these years? Natalia: The music of The Dears is in constant evolution. It is inspired by the world, by the things and people around us because that is what makes art: the refinement and interpretation of a culture. This has always remained the same with The Dears. Only the world has changed. Our music is definitely not sonically trendy at all, in fact we strive for the opposite: to make timeless music, about a moment in time.  How does it feel to make music in Quebec, Montreal? Are there any pros and cons? Natalia: Right now in Winter, it is very cold. There’s a lot of snow. The wind is so cold that it hurts our skin to go outside. ...

CIRCUIT DES YEUX - STRANGER

Havalar soğudu diye değişik haleti ruhiyeler içindesin. Depresyonda huzur bulan, karanlık bir yanın var. Evdesin, ya da değilsin. Elinde bir fincan filtre kahve var, ya da yok. Kar yağıyor olabilir. Ama şart değil.  Şikago'da yaşayan biri var. Adı Haley Fohr. Geçtiğimiz sene içerisinde 9 şarkıdan oluşan "In Plain Speech" adında akla zarar bir albüm yaptı. Dinledikçe yalnızlaşırsın. Dinledikçe özgürleşirsin. Şimdi evdesin. Ya da dışarda. Fark etmez. Haley burada. Kendine zarar verme.

AN INTERVIEW: MARBLE SOUNDS

Indie pop/post rock band from Belgium "Marble Sounds" will perform at Salon tonight. Pieter Van Dessel, frontman of the band, answered my questiıns about their new album, Istanbul concert and plans for near future. Enjoy! (Röportajı Türkçe okumak için  buraya tıklayabilirsin ) Pieter, we know that you have an electronic music project with Mathieu Gendreau called "Plastic Operator". So, can you tell us how did the idea of "Marble Sounds" come out, and how did you get together?  I was looking for a name with a nice ring. ‘Marble’ was a word that was on my mind for a long time so that was easy. Then I remembered an old song that Gianni, our guitar player, once wrote. At some point he sings about “Marble Sounds” and I think that made sense for a band name. Will we hear some new songs from Plastic Operator?  No, for the moment there aren’t new Plastic Operator songs as I’m focusing on Marble Sounds.  How did you choose the band's na...

BİR RÖPORTAJ: MARBLE SOUNDS

Peter Van Dessel, Gianni Marzo, Frederik Bastiaensen, Mattijs Vanderleen ve Brecht Plasschaert'den oluşan Belçikalı indie pop/post rock grubu Marble Sounds, 16 Ocak akşamı %100 Müzik konserleri kapsamında melankolik melodileri ile Salon İKSV sahnesinde olacak. Grubun kurucusu ve vokali Pieter Van Dessel ile; 15 Ocak'ta çıkacak yeni albümleri, yaklaşmakta olan İstanbul konseri ile yakın gelecekteki planları hakkında konuştuk. ( click here  to read this article in English) Merhaba Pieter, seni Mathieu Gendreau ile birlikte yürüttüğün elektronik müzik projesi "Plastic Operator"dan tanıyoruz. Peki "Marble Sounds" ile müzik yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Her zaman gitarla şarkılar yazıyordum ve tüm fikirlerimi Plastic Operator ile hayata geçirmeme imkan yoktu. Bu yüzden daha gitar odaklı bir grup kurmaya karar verdim. Marble Sounds, Montreal’a taşınmam sonrasında solo bir proje olarak başladı. İlk EP’yi orada kaydettim. 2 sene sonra Belçika’ya döndü...